Nuri Tok
25.04.2011 23:22:16
Bu Yazı 15003 Kişi Tarafından Okundu | 1 Defa Yorumlandı

The Rite mi Stalker mi

Hayat bahşeden inancın testere filmleri gibi algılanmasının sanatsal bir veçhesi var mı acaba`


İsveçli yönetmen Mikael Hafström`un The Rite isimli filmini nihayet izledik. Film ile ilgili Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Murat Güven bir yazı yazdı. Film hakkında, sinema sanatını ilgilendirir yorumlarına diyeceğim yok. Sinemaya bakışınıza göre yorumlarınız farklılaşabilir. Ancak film üzerinden İslam inançları ve ilahiyatçılar hakkında söyledikleri tartışılır. Zannedersem kendisi dinsel görüşlere duyarlı bir sinema dili üzerinde kafa yoruyor. Bu konulara ilahiyatçıların ses çıkarmamasını da yadsıyor.

The Rite, Anthony Hopkins`in başrolde olduğu klasik şeytan çıkarma filmlerinden. Bu tür filmlere hidayet filmleri de deniyor. Ateistleri ve kilise düşmanlarını doğru yola getirme filmlerinden. Çok zeki, akıllı, bilimsel bakışa sahip birisi vardır. Şeytanın insan bedenini ele geçirmesini, tanrıyı ve diğer dini ögeleri inkâr eder. Olaylar gelişir ve filmin sonun da tanrı ve kiliseye inanılır. Mutlu son.

Çok basit bir dine taraftar toplama yöntemi olarak eleştirilen böylesi filmler yerine Tarkovsky ve Bergman gibi yönetmenlerin filmleri örnek gösterilir. Ancak kalabalıklar felsefî ve sanatsal sinemadan hoşlanmadıklarından olsa gerek her yıl The Rite gibi filmler gösterime sokulur. Ali Murat Güven, helal olsun Hristiyanlara demeye getiriyor. Modern bilim tarafından saçmalık olarak kabul edilen inançları sarsılmaz bir iman ile sinema sektöründe hala savunuyorlar diyor. Biz ilahiyatçıların ise Kuran`da geçen cinlerle ilgili kemküm demeden konuşamayacağımızı ima ediyor.  Hristiyanların cin/şeytan çıkarma ayinlerinin İslam dinindekilerle benzeştiğini iddia ettiği şaşılası yazısı şuradan okunabilir.

Güven çok riskli ama şehvetli bir iş yapıyor. Basmakalıp ifadeler kullanıyor. İslam ilahiyatı konusunda avamî bilgiye sahip. Cin/şeytan çıkarma ayinlerinin Hristiyan dünyadaki arka planlarından bîhaber yazıyor. Biz kendisine bir iyilik yapalım istedik. Kendisini ciddiye alarak, kritik edelim, hem kendisi hem biz tartışarak gerçeğin ışığına gidelim.

İlahiyatçılar cin konusunu tartışırlar, tartışıyorlar. Ama bu konuya girmeden bazı şeyleri söylemeliyiz.

Türkçede sağlam bir meal hala yapılamamıştır. Çeviri teorisi oluşturulamamıştır. Yapılan çeviriler ise yöntemsiz oldukları için çelişkili, tutarsız ve zayıftırlar. Ayetlerin ve kelimelerin alternatif anlamlarını meallerde göremezsiniz. Deyimler Türkçeleştirilmez. Mevcut çevirilerden yola çıkarsanız yolda kalmanız kaçınılmazdır.

Tefsir kitaplarında olayların farklı tefsirleri vardır. İslam`ın inanç esaslarının çoğunluğu tartışılmıştır. Hemen her konuda farklı bakış açıları ilk asırlardan itibaren yazılmıştır. Türk okurlar bu farklılıkları yeni görmektedir. Klasik tefsir kitaplarının Türkçeye çevrilmesi yenidir. Zamanla okurlar tefsir konusunda zenginleşecek, farklı anlam arayışlarını görecektir.

Bizim görüşümüze göre Kur`an`daki cin kavramı ile eski putperest ve şaman inançlarında geçen bir varlık türü olarak cin kastedilmemektedir. Görünmeyen ve bilinmeyen varlıklar için kullanılıyor. Şeytan bir cin, çünkü görünmüyor. Dolayısı ile melekler de cin. Bunların dışında görünmeyen/gaybî varlıklar alanında üçüncü bir varlık türünden söz edilmez. Peygamberimizi dinlemeye gelen cinler ise tefsir kitaplarında Yahudiler olarak açıklanıyor. Mekkeli olmayan, yabancılar anlamında.  Süleyman peygamberin cinleri ise ülkeye diğer ülkelerden getirilen ustalar, zanaatkârlar. Tefsir kitaplarında ve Tevrat`ta detayı ile anlatılıyor. İns ve cin kalıbı ise görünen/görünmeyen ne varsa anlamında kullanılan bir kalıp.

Bu bir görüş. Tabi ki bu görüşe sahip birisi cin çarpması gibi tarım toplumu öykülerini, tıbbi olaylar olarak görecektir. Cinleri anlattıklarımız dışında bir varlık olarak kabul edenler de var. Onları da ilmî olarak eleştiririz. Sonuçta herkes neye inanacağına kendisi karar verir.

Bizim kanaatimiz İslam eski dünyanın kelt ve şaman inançlarından ayrıdır. Kuran bu dünyayı inşa etmeye önem verir. Ahiret hakkında bu dünyadan bakarak konuşur. Vurgu bu dünyadaki eylemlerimizedir. Bu haliyle dinler içinde en materialist olanıdır. Fakat din deyince bu dünyanın imarından çok öte dünyanın gizemli ve fantastik konuları önceleniyor. Böylelikle gerçek hayat dini, real-politikten kopartılarak “ruhsuz dünyanın ruhu” yapılıyor.

The Rite gibi filmlerin dini ve inancı seviyesizleştirdiğini söyleyebiliriz. Hayat bahşeden inancın testere filmleri gibi algılanmasının sanatsal bir veçhesi var mı acaba`
Kapat
Kapat


1
Onaylı
1
Onaysız
Kapat

Yorumunuz

YAZARIN DİĞER YAZILARI
The Rite mi Stalker mi ( 25.04.2011 )
Dini Düşüncenin Yenilenmesi ( 08.01.2011 )
Invictus ( 24.01.2010 )
Kurbanı kurban etmek ( 23.11.2009 )
Vejetaryenizm ve İslâm ( 09.11.2009 )
Alevileri ne yapacağız` ( 31.10.2009 )
Seküler Ramazanlar ( 31.10.2009 )
R.I.P. king of Pop ( 31.10.2009 )
Din ve Anlama Sorunu ( 31.10.2009 )
Alevileri ne yapacağız` ( 28.09.2009 )

YAZAR TOP10

BAFRA YAZARLAR

Bütün Yazarlar